Ampul mü, Güneş mi?

Bir davayı savunan güçlü bir şahsın varlığı, o davanın ilerleyeceğini gösterir mi? Ona gönülden bağlı kalabalık bunu garanti eder mi? Etmez. Çünkü hayat yalnızca işler yolundayken yaşanmıyor. Bolluk da var, darlık da. Sağlık da var, hastalık da. Sevinç geliyor, sıkıntı geliyor. Azla da sınanıyoruz,

Mehmet SERİN Sanayici/Yazar

Bir davayı savunan güçlü bir şahsın varlığı, o davanın ilerleyeceğini gösterir mi? Ona gönülden bağlı kalabalık bunu garanti eder mi? Etmez. Çünkü hayat yalnızca işler yolundayken yaşanmıyor.

 Bolluk da var, darlık da. Sağlık da var, hastalık da. Sevinç geliyor, sıkıntı geliyor. Azla da sınanıyoruz, çokla da. Hayat önümüze her gün aynı soruyu koymuyor. Hatta çoğu zaman hiç bilmediğimiz yerden soruyor. Böyle zamanlarda şahsın gayreti de, kalabalığın bağlılığı da tek başına yetmiyor. Davanın bu yeni meseleye ne cevap verdiğini bilmek gerekiyor.

 Bir yanlışla karşılaşan yönetici elbette müdahale eder. Talimat verir, nasihat eder, gereken adımı atar. Şahsî liderlik dediğimiz maharet burada kendini gösterir: Vakıayı görmek, gereken işi vaktinde ve isabetle yapmak. Peki, atılan adımın ölçüsünü kim belirler? Aynı mesele yarın yeniden çıktığında ne yapılacağını ne söyler? İşte asıl soru burada.

 “Fikrî liderlik, fikirlerin rekabeti değil; fikrin hükme ölçü olmasıdır.” Şahsî liderlik ile fikrî liderlik birbirinin karşısında durmaz. İkisi de gerekir. Yönetici vakıaya karşı adım atar; fikrin akidesi o adımın ölçüsünü, yönünü ve gayesini belirler. Lider, bir meseleyi çözer. Fikir ise o çözümün hangi ilkeye dayanacağını ve benzer meselelerde nasıl sürdürüleceğini gösterir.

 Yönetici her ihtimali önceden göremez. Toplumun hayatı da bir kişinin tecrübesine sığmaz. Bu yüzden fikir, sadece hazır cevaplar sunmamalı; yeni meseleye nasıl bakılacağını da göstermeli. Sorunun sebebi bulunmalı, çözüm fikrin temel ilkelerinden çıkarılmalı. Böylece bilinmeyen bir durum, fikrin dışında kalmaz; yeni hüküm yine aynı ölçüye dayanır.

 Yüksek fikir, güzel sözlerden ya da büyük hedeflerden ibaret olamaz. İnsan, hayat ve kâinat hakkında tutarlı cevapları olmalı. Başlangıcı ve sonu, dünü ve bugünü, bugünü ve yarını birbiriyle çelişmeden açıklamalı. Bu hükümler yalnız huzur zamanlarında değil, hayatın sarsıldığı günlerde de yürümeli. Böyle bir fikir, toplumun önüne yeni sorunlar çıktığında da cevap verebilmelidir. Çünkü toplum fikri çok hızlı sınar: Dertlerine çare oluyor mu, hayatı düzene koyuyor mu? Fikir ancak bu sınavlardan geçerek toplumda yer eder. Yoksa yüksek söz olarak kalır; hayatın yönünü değiştiremez.

 Bu cevapların hepsinin ezberlenmiş olması beklenmez. Önemli olan, yeni bir mesele çıktığında hangi ilkeden hareket edileceğinin bilinmesidir. Fikrin yöntemi, temel akideyi günlük karara bağlar. Böylece her olay için başka bir ölçü aranmadan, çözümün nereden çıktığı da toplumca anlaşılır. Bu da fikre bağlılığı kuru bir söz olmaktan çıkarır.

 Diyelim ki toplum yüksek bir fikri benimsedi; inancında, örfünde ve hayatında taşıdı. O zaman karşılaştığı meseleleri de o fikrin ölçüsüyle çözmeli. Önce mesele fikre sorulur, sonra temel ilkeler korunarak ayrıntıya inilir. Çözüm zamana, şartlara ve ihtiyaca göre şekillenir; ama fikrin akidesiyle çelişmez. Toplumun ortak duygusu ile fikrin akidesi aynı kaynaktan beslenirse, insanlar her yeni durumda başka bir ölçü aramaz. Cevabı kendi fikrinin sınırları içinde bulur, yolunu birlikte kurar.

 Fırat kıyısında bir kuzuyu kurt kapsa, bunun hesabını soracak adalet fikri yalnızca yöneticinin merhametine bırakılamaz. Yönetici o gün talimat verebilir, nasihat edebilir. Fakat adalet fikri kurala, hukuka ve işleyen bir usule dönüşmedikçe, benzer mesele yarın yine sahipsiz kalabilir. Fikrî liderlik, adaleti kişinin o anki dikkatinden çıkarıp toplumun hayatında işleyen ölçü hâline getirir. Kural işler, hak ihlali karşılıksız kalmaz.

 Böylece fikir, bir yöneticinin zihninde duran söz olmaktan çıkar; nizama, hukuka ve toplumsal hayata geçer. Liderlerin dikkati ve ömrü sınırlıdır. Hayat ise değişmeye devam eder. Fikir kurumlarda yaşarsa, toplumun yönü de tek kişinin varlığına bağlı kalmaz; sonraki nesiller aynı ölçüyü devralır. Yeni gelen yönetici de sıfırdan kendi ölçüsünü koymaz; toplumun benimsediği hükmün içinde hareket eder.

 Ampul, karanlıkta iğne aramak için değil, güneşe çıkmak içindir. Biz hâlâ ampulün altında iğne arıyoruz.

 Sonra da aydınlanamadık diye güneşi suçluyoruz.

Yazarın diğer yazıları