BİRDE AT BORCU VARMIŞ

Ülkede saflar olmasa, üç kâğıtçılar nasıl geçinecek. Bugün sizlere sıra dışı bir mesel anlatacağım. Düşünmek serbest, gülmek kısıtlı. İlle de düşünelim. “ Düşünmeyenlerin başına pislik yağar ”: Yunus:100 Vakti zamanında, üç kâğıtçının biri, bir köyün içinden geçiyormuş. Avlunun birinde bir hanımı ek

Nazım PEKER Eğitimci/Yazar

Ülkede saflar olmasa, üç kâğıtçılar nasıl geçinecek.

                Bugün sizlere sıra dışı bir mesel anlatacağım. Düşünmek serbest, gülmek kısıtlı. İlle de düşünelim. “Düşünmeyenlerin başına pislik yağar”: Yunus:100

                Vakti zamanında, üç kâğıtçının biri, bir köyün içinden geçiyormuş.

                Avlunun birinde bir hanımı ekmek yaparken görmüş, ekmeğin mis gibi kokusuna dayanamayıp, kadının yanına varmış.

                -Kolay gelsin, bereketli olsun, hanım teyze.

                -Sağ ol gardaşım!

                -Teyze çok açım, bir ekmek verir misin?

                Teyze saçtan sıcacık ekmeği alır, tereyağıyla yağlayıp adama verir ve sorar:

                -Kimsin, necisin, nerelisin, sen yabancısın galiba gardaş?

                Üç kâğıtçı bu sözlerden kadının saf olduğunu anlar.

                -He be bacım. Ben buralardan değil çok uzaklardan ahiretten geliyorum. Birkaç gün gezip, ahalinin halini görüp geri gideceğim.

                Teyze bu sözleri duyunca, gözleri parlar.

                -Ah be gardaş, seni buraya Allah gönderdi.

                -Evet abla Tanrı gönderdi.

                Kadın işi bırakır ve ciddiyetle:

                -Gardaş be! Benim Hüseyin adlı gardaşım öldüydü üç sene önce. Onu gördün mü, tanır mısın?

                Bizim üç kâğıtçının gözleri parlar, jetonu düşer.

                -Tanımaz olur muyum hiç.

                Kadın hemen sorar:

                -Ne yapıyor, durumu nasıl?

                Üç kâğıtçı şöyle bir duralar.

                -Nasıl desem, nasıl söylesem bilmem ki.

                Teyze meraklanır.

                -De hele Tanrı aşkına, durumu nasıl?

                Üç kâğıtçının fırsat ayağına gelir.

                -Deme be abla! O Hüseyin senin gardaşın mı? Onun halini heç sorma.

                Teyze meraklanır.

                -De hele ne var durumunda?

                Üç kağıtçı başlar.

-Abla senin gardaşıyın beş altın borcu varmış, ödemeden ölmüş. Bunun için Hüseyin’i her gün bir posta dövüyorlar.

                Buna çok üzülen saf kadın. Koşarak içeri gider, sandıktan beş altın getirir adamın avucuna koyar ve

                -Ne olur bunları götür ver. Gardaşımı artık dövmesinler.

                Altınları alan üç kâğıtçı:

                -Tamam hemen götüreyim. Der ve oradan hızla uzaklaşır.

                Kadın gayet mutlu ve huzurludur. Ekmek işini bitirir sevinçle, etrafı toparlar.

                Bir iki saat sonra kocası gelir.

                Kadın olup biteni anlatır:

                -İşte böyle herif! Gardaşımı dayak yemekten kurtardım, çok hayırlı bir iş yaptım değil mi?

                Adam: “Allah iyiliğini versin benim saf hanımım, seni kandırmış. Ne tarafa gitti o adam?

                Kadın adamın gittiği yönü gösterir. Adam acele atına atlayıp o yöne doğru sürer.

                Atlının geldiğini gören ve kendisini aradığını hisseden üç kâğıtçı, oradaki çobanın yanına varır.

                -Sana bir altın vereyim. Şu elbiselerini bana ver, sen de şu taşın altına saklan. Gelen benim kanlım, beni öldürecek.

                Çoban, üç kâğıtçının dediğini yapar.

                Atlı, üç kâğıtçı çobana yaklaşır.

                -Hey çoban buradan bir yabancı geçti mi?

                Üç kâğıtçı çoban, parmağını ağzına götürür:

                -Aman sus, ta şu taşın arkasına saklandı.

                Adam attan iner, atın başlığını üç kağıtçının eline verir, taşın arkasına doğru yavaş adımlarla ilerler.

                Adam bir ara arkasına döner bakar ki, üç kâğıtçı ata binmiş dolu dizgin kaçmakta.

                Yayan eli boş eve dönen adama hanımı sorar:

                -Ne yaptın herif, bulabildin mi?

                Adam öfkeyle:

                -Deyyus kardeşinin bir de at borcu varmış, onu da ben ödedim.

                Esen kalınız.

Yazarın diğer yazıları