avatar

Yasin ALTIN - Elk.Mühendis/Yazar YAZAR

Elektrikte Kapasite Fazlası Var

Yasin ALTIN - Elk.Mühendis/Yazar

2026-09-02

          Ama Çatıdaki Güneş Tıkandı.
         
Türkiye’de elektrifikasyonun meşalesi, 1902 yılında Mersin’in Tarsus ilçesinde Berdan Nehri üzerine kurulan 2 kVA’lık ilk hidroelektrik santraliyle yakıldı. Anadolu’nun kalbi Konya’da ise 1924’te Alaaddin Tepesi civarında kurulan dizel santrali, 1928 yılında Meram Çayı üzerindeki Meram HES takip etti. Bu mütevazı başlangıçlar; Keban, Atatürk HES, Afşin-Elbistan Termik Santrali ve Yatağan gibi devasa tesislerle büyüdü. Günümüzde Akkuyu Nükleer Santrali, megawatt’lık güneş, rüzgar ve jeotermal yatırımlarıyla ülkemiz 125 GW kurulu güç kapasitesine ulaşmış durumdadır. Buna karşın pik (en yüksek) elektrik talebimiz 60 GW seviyesindedir.

Geçmişte üretim merkezlerinin tüketimden uzak alanlarda kurulması bir tercih değil, lojistik ve termodinamik bir mecburiyetti. Nehirlerin yönü değiştirilemeyeceği için barajlar suyun ayağına kuruldu; düşük kalorili ve yüksek nemli linyit kömürlerini şehirlerarası yollarda taşımak imkansız olduğu için santraller kömür sahalarının üzerine inşa edildi. Bu mecburiyet, elektriği yüzlerce kilometre ötedeki tüketim merkezlerine taşımak adına devasa iletim hatları kurulmasını ve hatlarda hatırı sayılır iletim-dağıtım kayıplarının kabullenilmesini gerektirdi.

2000’li yıllarla birlikte dünya "Tüketime Gömülü Üretim Modeli"ne geçti. Güneş artık her çatıdaydı. Ancak Türkiye’de bu süreç ciddi istismarlarla başladı. 2013 yılından itibaren "yeter ki santral yapın" denilerek kullanım amacına bakılmaksızın cazip bir YEKDEM (Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması) dönemi açıldı ve üretilen elektrik 10 yıl boyunca 13,3 Dolar cent/kWh gibi yüksek bir tarifeyle devletçe satın alındı. Bu durum büyük bir suistimal doğurdu: Aylık sadece 200 kWh elektrik tüketen müstakil bir ev adına santral kurulup, ayda 150.000 kWh elektrik üretilerek kalan 149.800 kWh "ihtiyaç fazlası" adı altında devlete 13,3 cent'ten satıldı.

Sistemdeki bu ranta 2019 yılında müdahale edilerek "sadece sözleşme gücün kadar üretebilirsin" kuralı getirildi (5.1.c maddesi). Ancak bu defa da başka bir açık kullanıldı. Gerçekte 50 kW güce ihtiyacı olan bir fabrika, kâğıt üzerinde bağlantı kapasitesini 1.600 kVA’ya çıkarıp 1 MW’lık devasa bir GES kurdu. Aylık 5.000 kWh tüketip kalan 145.000 kWh elektriği piyasa takas fiyatından satmaya devam etti.

Devlet suistimallerin önüne geçebilmek için regülasyon kıskacını daha da daralttı. 2023 yılında yapılan değişiklikle "tükettiğin kadarını satabilirsin" kuralı getirildi. Yani bir tesis 10.000 kWh tüketiyorsa, en fazla 10.000 kWh fazlasını şebekeye satabildi; bu sınırın üzerindeki üretim ise bedelsiz olarak YEKDEM’e aktarıldı.

2025 yılında ise nihai darbe saatlik mahsuplaşma düzenlemesiyle vuruldu. Eski sistemde aylık bazda toplam üretim ve tüketim mahsuplaşılırken, yeni düzenlemede her bir saatin üretimi ve tüketimi kendi içinde değerlendirilmeye başlandı. Güneşin en dik geldiği öğle saatlerinde fabrikanın veya evin tüketimi düşükse, üretilen fazla elektrik anında bedelsiz veya çok düşük fiyattan şebekeye kalırken; akşam güneş battığında çekilen elektrik tam tarifeden faturalandırıldı. Bu durum çatı GES (Güneş Enerjisi Santrali) yatırımlarının geri dönüş (ROI) sürelerini fizibilite dışına çıkardı ve özel sektör tarafında yeni GES yatırımlarını adeta sıfır noktasına kilitledi. Yerli yatırımcı ve sanayici çatı GES yapamaz hale gelirken; idare, Suudi Arabistan ortaklı devasa devletlerarası projelerle Karaman ve Sivas’ta iki dev santral kurulumuna imza atarak üretimi yine devasa merkezi yapılara hapsetti.

Tüm bu anlattıklarımızın özeti; denenen onca yönteme, değişen onlarca yönetmeliğe rağmen halen dev iletim hatları, yeni dağıtım hatları, yeni trafo merkezleri ve devasa enerji altyapı projeleri inşa edilmeye devam edilmektedir. Oysa 125 GW’lık kurulu gücümüz, 60 GW’lık pik talebimizin neredeyse iki katıdır. Bu durum, ülkemizin elektrik ihtiyacını fazlasıyla karşılayacak bir kapasite fazlasına sahip olduğumuzu göstermektedir. Bu veri ışığında, yeni merkezi santral yatırımlarına ihtiyaç bulunmadığı açıktır. İhtiyaç duyulan; mevcut kapasitenin verimli kullanılması, kayıpların azaltılması ve enerjinin tüketim noktasında üretilmesidir. Memleketin kıymetli tasarrufları belki de hiç gerek olmayan devasa altyapı yatırımlarına gömülürken, enerjinin en verimli, en ucuz ve en güvenli şekli olan Dağıtık Üretim’e bir türlü geçilememiştir. Bu noktada net metering (tüketim anında mahsuplaşma) sisteminin gerekliliği ve depolama çözümlerinin devreye alınması, mevcut kapasite fazlasını dengeleyerek hem şebeke yükünü hafifletecek hem de yeni merkezi santral ihtiyacını tamamen ortadan kaldıracaktır.

Bu çalışmanın devamı niteliğindeki ikinci makalemizde; Almanya, İspanya ve ABD başta olmak üzere dünyada uygulanan esnek mevzuat modellerini, "Solarpaket I" gibi yasal düzenlemeleri ve küresel dağıtık üretim çözümlerini detaylıca ele alacağız.

ETİKETLER: konya, postası, gazete, dergi

Yasin ALTIN - Elk.Mühendis/Yazar

Yasin ALTIN - Elk.Mühendis/Yazar YAZAR