İSTİKBAL GÖKLERDEDİR

“İstikbal göklerdedir. Çünkü göklerini koruyamayan milletler yarınlarından asla emin olamazlar.” Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu sözleri 15 Mayıs 1925'te Türk Tayyare Cemiyeti'nin açılışında söyledi. Aradan tam bir asır geçti. Bugün gökyüzüne baktığımızda ise yalnızca uçakları görmüyoruz. Gökyüzünde s

Şükrü PORTAKAL Siyasetçi/Yazar

“İstikbal göklerdedir. Çünkü göklerini koruyamayan milletler yarınlarından asla emin olamazlar.”

Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu sözleri 15 Mayıs 1925'te Türk Tayyare Cemiyeti'nin açılışında söyledi.

Aradan tam bir asır geçti.

Bugün gökyüzüne baktığımızda ise yalnızca uçakları görmüyoruz.

Gökyüzünde saatlerce kalan beyaz çizgileri, birbirine paralel izleri, bazen genişleyerek bulut görüntüsüne dönüşen şekilleri görüyoruz.

Ve doğal olarak soruyoruz:

Bunlar nedir?

İşte tam bu noktada bilim ile söylenti birbirinden ayrılmak zorunda.

Bilimin söylediği şu:

Jet uçaklarının arkasında oluşan çizgiler, çoğunlukla yoğunlaşma izleri, yani contrail'lerdir. Motorlardan çıkan su buharı, yüksek irtifadaki çok soğuk hava ve atmosferdeki parçacıklarla etkileşerek buz kristalleri oluşturabilir. Havanın nem ve sıcaklık şartları uygunsa bu izler dakikalar içinde kaybolmaz; saatlerce kalabilir ve genişleyebilir. NASA da kalıcı izlerin zamanla doğal sirüs bulutlarına benzeyebildiğini belirtiyor.

Fakat mesele burada bitmiyor.

Çünkü bulut tohumlama diye gerçek bir teknoloji de var.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nün kendi kaynaklarında, uygun bulutların içerisine çeşitli maddeler verilerek yağış süreçlerinin etkilenmeye çalışıldığı açıkça anlatılıyor. Hatta uçakla bulut tohumlamanın nasıl gerçekleştirilebildiği de teknik olarak açıklanıyor.

Ancak kritik cümle şudur:

Bulut tohumlama bulut yaratmaz.

Öncelikle uygun özelliklere sahip bir bulutun bulunması gerekir. Ayrıca elde edilecek yağışın miktarı ve nereye düşeceği kesin biçimde kontrol edilemez.

Öyleyse gökyüzündeki her beyaz çizgiyi “zehir” olarak görmek ne kadar yanlışsa, gökyüzünde yapılan her türlü hava modifikasyonu araştırmasını “böyle bir şey kesinlikle yok” diyerek reddetmek de o kadar yanlıştır.

Asıl ihtiyacımız olan şey bilgidir.

Çünkü bugün sosyal medyada çok hızlı yayılan bir başka iddia daha var:

“Uçaklar gökyüzüne virüs bırakıyor.”

“İnsanlar kimyasallarla zehirleniyor.”

“Gökyüzündeki bütün çizgiler gizli bir operasyonun parçası.”

Bu iddialar için ise bugüne kadar güvenilir bilimsel kanıt ortaya konmuş değil.

ABD Federal Havacılık İdaresi FAA ile Çevre Koruma Ajansı EPA, uçakların kasıtlı olarak zararlı kimyasal veya biyolojik maddeler yaydığına ilişkin doğrulanmış bir faaliyet bilgisine sahip olmadıklarını belirtiyor.

Fakat burada da başka bir gerçeği unutmamak gerekiyor:

Kanıtlanmamış bir iddiayı gerçek kabul etmemek, soru sormaktan vazgeçmek değildir.

Tam tersine…

Sormaya devam edeceğiz.

Ne püskürtülüyor?

Nerede püskürtülüyor?

Kim yapıyor?

Hangi amaçla yapılıyor?

Hangi uçuşlar normal ticari uçuş?

Hangileri gerçekten hava modifikasyonu amacı taşıyor?

Ve en önemlisi:

Bütün bunların insan sağlığına ve çevreye etkisi nedir?

İşte devlet aklı tam burada devreye girmelidir.

Milletine “Bunlar komplo” deyip geçmek yerine, gerekli ölçümleri yapmalıdır.

Atmosferi incelemelidir.

Uçuşları takip etmelidir.

Bilimsel verileri kamuoyuyla paylaşmalıdır.

Şeffaflık varsa söylenti küçülür.

Bilgi varsa korku küçülür.

Devlet susarsa boşluğu söylenti doldurur.

Atatürk'ün “İstikbal göklerdedir” sözü yalnızca uçak yapmak, pilot yetiştirmek veya güçlü bir hava kuvvetine sahip olmak anlamına gelmiyor.

Bence bugün bu sözün başka bir anlamını da hatırlamalıyız:

Gökyüzünü seyretmek yetmez; gökyüzünü anlamak gerekir.

Çünkü gökyüzü yalnızca uçakların geçtiği yer değildir.

İklim oradadır.

Yağmur oradadır.

Hava savunması oradadır.

Havacılık oradadır.

Teknoloji oradadır.

Ve geleceğin önemli mücadele alanlarından biri de oradadır.

Bir millet kendi gökyüzünü başkasının bilgisine, teknolojisine ve yorumuna bırakamaz.

Gökyüzünde gördüğümüz her çizgiden korkmayalım.

Ama hiçbir soruyu da küçümsemeyelim.

Ne komploya teslim olalım, ne de gerçeği araştırmadan reddedelim.

Bilim sorar.

Devlet araştırır.

Millet öğrenir.

Ve sonunda gerçek ortaya çıkar.

Çünkü Atatürk'ün işaret ettiği istikbal yalnızca gökyüzünde değildir.

O istikbal, gökyüzünü anlayabilecek akıldadır.

 

Yazarın diğer yazıları