avatar

Şükrü PORTAKAL YAZAR

MEKKE’DE ATILAN İMZA, ANKARA’DA YAZILAN STRATEJİ

Şükrü PORTAKAL

2026-08-10

Tarih boyunca bazı anlaşmalar yalnızca birkaç sayfalık metinlerden ibaret değildir. O imzalar, yeni bir dönemin başlangıcını haber verir. Devletler bazen savaşarak, bazen konuşarak, bazen de aynı masaya oturarak tarih yazarlar. Mekke'de Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan anlaşma da işte bu açıdan okunmalıdır.

Çünkü devletler, geleceği yalnızca bugünün şartlarına göre planlamaz. Devlet aklı; elli yılı, hatta yüz yılı hesap ederek hareket eder. Günlük siyasetin ötesinde düşünür, milletinin güvenliğini ve geleceğini önceleyen uzun vadeli stratejiler geliştirir.

Türkiye'nin son yıllarda izlediği dış politika, artık sınırlarını korumakla yetinen bir anlayıştan çok daha fazlasını hedefliyor. Savunma sanayi’ indeki yerli ve millî hamleler, insansız hava araçlarından millî savaş uçağı projelerine kadar uzanan yatırımlar, aslında bu büyük stratejinin parçalarıdır. Güçlü bir savunma sanayi, güçlü bir diplomasiyle birleşmediği sürece kalıcı etki oluşturamaz. İşte bu nedenle bölgesel ortaklıklar önemlidir.

Pakistan, İslam dünyasının en güçlü askerî kapasitesine sahip ülkelerinden biridir. Nükleer caydırıcılığı ve tecrübeli ordusuyla yalnızca Güney Asya'nın değil, küresel güvenlik dengelerinin de önemli aktörlerinden biridir. Türkiye ile yıllardır süren askerî iş birliği, ortak eğitimler ve savunma projeleri bu güveni pekiştirmiştir.

Suudi Arabistan ise enerji kaynaklarıyla küresel ekonominin merkezlerinden biridir. Ancak enerji zenginliği tek başına güvenlik sağlamaz. Son yıllarda yaşanan bölgesel krizler, enerji kadar güvenliğin de stratejik bir yatırım olduğunu göstermiştir. Bu nedenle Riyad'ın yeni ortaklık arayışları dikkatle değerlendirilmelidir.

Peki bu tabloya Türk Devlet Aklı nasıl bakar?

Türk devlet geleneğinde dostluk kalıcı olabilir; fakat güvenlik hiçbir zaman tesadüflere bırakılmaz. Göktürklerden Selçuklu'ya, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e kadar devlet anlayışımızın temelinde güçlü olmak kadar hazırlıklı olmak da vardır. Barışı korumanın yolu, gerektiğinde caydırıcı olabilecek kudrete sahip olmaktan geçer.

Bugün dünya yeniden çok kutuplu bir düzene doğru ilerliyor. Küresel güç rekabeti yalnızca ekonomik alanda değil; enerji, teknoloji, savunma ve istihbarat alanlarında da sertleşiyor. Böyle bir dönemde Türkiye'nin yeni ortaklıklar kurması bir tercih değil, stratejik bir gerekliliktir.

Elbette hiçbir anlaşma tek başına mucize üretmez. Kâğıt üzerindeki imzalar, ancak ortak iradeyle anlam kazanır. Ortak tatbikatlar yapılırsa, savunma sanayiinde ortak üretim geliştirilirse, istihbarat paylaşımı güçlenirse ve siyasi kararlılık korunursa bu anlaşma tarihe yön veren adımlardan biri olabilir.

Ancak unutulmaması gereken bir gerçek daha vardır.

Devletler arasında ebedî dostluklar değil, ebedî menfaatler vardır. Türk Devlet Aklı bunu yüzyıllardır bilir. Bu nedenle Türkiye, kurduğu her ortaklıkta kendi millî menfaatlerini merkeze koymalı; duygularla değil, akılla hareket etmelidir. Dostluk değerlidir ama devlet yönetiminde esas olan milletin güvenliği, bağımsızlığı ve geleceğidir.

Mekke'de atılan imza, yalnızca üç ülkenin yan yana gelmesi değildir. Eğer doğru yönetilir, ortak hedefler kararlılıkla uygulanır ve güven üzerine inşa edilirse; bu adım, bölgesel istikrarın ve yeni bir güvenlik mimarisinin temel taşlarından biri olabilir.

Türk Devlet Aklı bize şunu öğretir:

Devlet, günü kurtarmak için değil, yarını kurmak için vardır. Bugünün anlaşmaları, yarının tarih kitaplarında ya bir dipnot olur ya da bir dönüm noktası. Bunun kararını ise yalnızca atılan imzalar değil, o imzaların arkasındaki irade verir.



ETİKETLER: konya, postası, gazete, dergi

Şükrü PORTAKAL YAZAR