Sigorta, Güvenli Yarının Teminatıdır

Sigorta, Kötü Günün Değil; Güvenli Yarının Teminatıdır Bir toplumun sigorta kültürü, kaç kişinin sigorta poliçesi satın aldığıyla değil, İnsanların riskleri ne kadar öngördüğü, geleceğini ne kadar güvence altına almak istediği ve sigortayı bir zorunluluk değil, hayatın doğal bir parçası olarak öngör

Tunahan UYSAL

Sigorta, Kötü Günün Değil; Güvenli Yarının Teminatıdır
Bir toplumun sigorta kültürü, kaç kişinin sigorta poliçesi satın aldığıyla değil, İnsanların riskleri ne kadar öngördüğü, geleceğini ne kadar güvence altına almak istediği ve sigortayı bir zorunluluk değil, hayatın doğal bir parçası olarak öngördüğüdür. İnsanlarının geleceğe ne kadar güvenle baktığıyla ölçülür.

Türkiye’de sigorta denildiğinde birçok insanın aklına hâlâ aynı soru geliyor: “Bir şey olmazsa verdiğim para boşa mı gidecek?”

İşte tam da burada başlıyor mesele…

Çünkü sigorta, çoğu zaman başımıza bir şey gelmediğinde değerini anlayamadığımız, geldiğinde ise ‘’keşke’’ dediğimiz bir güvencedir. Biz, ne yazık ki, tedbirin kıymetini çoğu zaman tehlike kapımızı çaldığında anlıyoruz. Oysa sigortanın asıl amacı, kaza veya herhangi bir olay yaşandıktan sonra üzülmek değil, o olumsuzluğun hayatımızı alt üst etmesini önlemektir.
Peki, neden sigortaya hâlâ bir masraf gözüyle bakıyoruz da bir güvence olarak görmekte zorlanıyoruz?

Türk insanı evine, arabasına, işine, ailesine değer verir. Yıllarca çalışır, bir ev sahibi olmak için ömründen verir, bir araç almak için birikim yapar, işini büyütmek için gecesini gündüzüne katar. Fakat bütün bu emekleri tek bir yangının, bir trafik kazasının, bir doğal afetin veya beklenmedik bir sağlık sorununun karşısında ne kadar savunmasız bırakabildiğini çoğu zaman düşünmez.

Bir ömürlük emeği korumak için ayrılan küçük bir bütçe, bazen yılların birikimini kurtarabilir. Sigorta, tam da bu yüzden bir lüks değil, bilinçli bir hayat planının parçasıdır.
Türkiye’de sigorta kültürünün gelişmesinin önündeki en önemli engellerden biri, sigortanın yalnızca zorunlu bir işlem olarak görülmesidir. Trafik sigortası yaptırılır çünkü mecburidir. Kasko, maliyetli bulunduğu için ertelenir. Konut sigortası, evin başına bir şey gelmeyeceği düşüncesiyle ihmal edilir. Sağlık sigortası ise çoğu zaman ihtiyaç ortaya çıktığında hatırlanır.

Burada sigorta şirketlerine ve acentelere de büyük sorumluluk düşüyor. Müşteriye yalnızca poliçe sunmak yeterli değildir. Ona hangi riske karşı korunduğunu, hangi durumların teminat dışında kaldığını, hasar anında nasıl bir yol izleyeceğini de detaylıca anlatmak gerekiyor. Müşteri Yalnızca fiyat karşılaştırması yaparak doğru sigortayı seçemez. Ucuz görünen bir poliçe, ihtiyaç duyulan teminatı içermiyorsa en pahalı hayal kırıklığına dönüşebilir.

Çünkü insanın en çok desteğe ihtiyaç duyduğu an, başına sıkıntı kaza geldiği andır.

Evi zarar gören bir aile, arabası kazaya karışan bir vatandaş, iş yeri yangın geçiren bir esnaf için sigorta artık kâğıt üzerindeki bir sözleşme değildir. O sözleşme, hayatını yeniden kurabilmesinin umududur.

Elbette sigorta sözleşmelerinin şartları vardır. Her hasarın her poliçede karşılanması mümkün değildir. Ancak teminatların açıkça anlatılması, hasar süreçlerinin şeffaf yürütülmesi ve müşterinin doğru bilgilendirilmesi, güven duygusunu güçlendiren en önemli unsurlardır.

Güven bir günde kazanılmaz; fakat yanlış bir yaklaşımla çok kısa sürede kaybedilebilir
Dinleyen, yol gösteren, süreci takip eden ve müşterisine kendisini yalnız hissettirmeyen bir anlayış… Sigorta Acenteliğinin kıymeti de burada ortaya çıkar.  Çünkü poliçe bir kâğıt olabilir ama güven, insandan insana kurulur.

Unutmamalıyız ki hiçbirimiz yarınımızın garantisine sahip değiliz. Ancak yarına daha hazırlıklı olmak bizim elimizde.

Ülkemizde bu hafta yaşanan sel sıkıntıları gibi, selin ne zaman olacağını, yangının ne zaman çıkacağını, bir kazanın ne zaman yaşanacağını, bir fırtınanın hangi kapıyı çalacağını bilemeyiz. Fakat riskleri tanıyabilir, önlem alabilir ve sevdiklerimizin geleceğini korumak için bugünden harekete geçebiliriz.
Sigorta, insanın başına kötü bir şey gelmesini beklemek değildir. Kötü bir gün geldiğinde hayatını yeniden kurabilme gücünü korumaktır.

Mesele emeği korumak, geleceği güvence altına almak ve insanın yarınlara daha huzurlu bakabilmesini sağlamaktır.

Sigorta kültürü dediğimiz şey de tam olarak budur.

Yazarın diğer yazıları