Ahlak, Ama Hangisi?

Sivil toplum kuruluşları, siyasi çevreler, bürokrasi, dinî topluluklar ve sosyal çevreler… Her yerde benzer manzara. Herkes birbirine gülümsüyor, birbirini övüyor, tebrik ediyor. Yapılan hizmetler takdire şayan, çalışmalar pek kıymetli. Her konuşma ufuk açıcı, her ziyaret anlamlı. Alkışlar, teşekkür

Mehmet SERİN Sanayici/Yazar

Sivil toplum kuruluşları, siyasi çevreler, bürokrasi, dinî topluluklar ve sosyal çevreler… Her yerde benzer manzara. Herkes birbirine gülümsüyor, birbirini övüyor, tebrik ediyor. Yapılan hizmetler takdire şayan, çalışmalar pek kıymetli. Her konuşma ufuk açıcı, her ziyaret anlamlı. Alkışlar, teşekkürler, hatıra fotoğrafları…

 Fakat yapılan işin doğruluğunu sorgulayan, yanlışını gösteren pek kimse yok. Çıksa da muhtemelen üslubu beğenilmeyecek. Güler yüz ve karşılıklı memnuniyet güzel ahlakın göstergesi, makamlara ve imkânlara ulaşmanın da şartı sayılıyor.

 Peki herkes birbirinin ahlakından bu kadar memnunsa toplumdaki ahlaksızlıktan niçin şikâyet ediyor?

 Doğruyu söylemekten çok ilişkileri korumak, yanlışı düzeltmekten çok kimseyi rahatsız etmemek makbul hâle geldi. Bu tercihin başlangıcında menfaat var.

 İnsan önce hakikati bilir fakat menfaatini korumak için gizler. Yanlışı görür, ses çıkarmaz. Haksızlığı fark eder, tebrik eder. Çünkü karşısındaki insanın yarın kendisine ayak bağı olmasından çekinir. Bulunduğu çevrede kabul görmenin, hedeflediği makama ulaşmanın yolu hoş geçinmekten geçer.

 Bu davranış defaatle tekrarlandıkça suskunluk alışkanlığa, alışkanlık karaktere dönüşür. Başlangıçta rahatsızlık veren yanlışlar artık dikkat çekmez. Hakikati söyleyenler geçimsiz, itiraz edenler huzur bozan insanlar olarak görülür.

 Ve nihayet sırıtma gönülden bir gülümsemeye dönüşür.

 Artık kimse rol yapmıyordur. Tebrikler samimi, teşekkürler içtendir. Çünkü menfaat uğruna susturulan muhakeme, sonunda hüküm verme kudretini kaybetmiştir.

 Bu ahlakın eleştiriye tahammülü de yoktur. Övgüyle beslenen ilişkiler, itiraz karşısında düşmanlığa döner. Sırıtkan yüzler asılır, tebrikler yerini hesaplaşmaya bırakır. Söylenenin doğruluğundan çok kimin söylediği ve kimi rahatsız ettiği önem kazanır. Alttan alta aynı telkin işler: Ya öv ya sus! Beni kendine düşman etme.

 Böylece eleştiri düşmanlık, suskunluk güzel ahlak sayılır. Hakikatin keşfi karşılıklı memnuniyetin insafına kalır.

 Bir kararın yanlışlığı ortaya çıktığında, onu sorgulayan kişinin haklı olup olmadığına bakmak yerine niçin itiraz ettiği araştırılır. Söylediği doğrunun önemi kalmaz; ilişkileri bozması mesele edilir. Oysa yanlışın düzeltilmesini istemek, onu yapanlara düşmanlık etmek midir?

 İşte kapitalist ahlakın menfaatle kurduğu ilişki budur. Menfaati hususiyetle önceler. Doğruluk, dürüstlük, nezaket ve hakkaniyet de bu ölçüye göre kıymet kazanır.

 İslam ahlakında ise menfaat, meşru hükmün önüne geçemez. Yanlış kararın düzeltilmesi, karar sahibinin itibarından daha kıymetlidir. Eleştirenin makamına değil, söylediğinin isabetine bakılır. Haklı itiraz karşısında geri adım atmak küçülmek değil, hakkı teslim etmektir.

 Üstelik kapitalizm kendi ahlakını üretmekle kalmaz; doğurduğu boşlukları İslam ahlakıyla yamamaya çalışır. Güler yüz, sabır, kanaat, merhamet ve hoşgörü öğütlenir. İslam’ın ahlakı çağrılır, hükümleri kapıda bırakılır.

 Oysa ahlak, toplumsal nizamın sebebi değil, neticesidir. Fert, hâkim nizama rağmen güzel ahlak sahibi olabilir. Fakat toplumun ahlaki karakterini, hayatın içinde hangi fikrin hüküm sürdüğü belirler.

 İslam ahlakında güler yüzün, güzel sözün, teşekkürün yeri vardır. Öfkenin ve itirazın da. Haksızlığa öfkelenmek ahlaksızlık olmadığı gibi, hakikati gizleyen gülümseme de güzel ahlakın delili değildir.

 Menfaati korumak için gösterilen ciddiyet, hakikatin hükmüne gelince kaybolur. Böylece gayriciddilik, nizamın makbul gördüğü ahlak hâline gelir.

 Herkes birbirinin ahlakından memnun görünüyor. Aynı insanlar dönüp toplumu ahlaksızlıkla suçluyor.

 Peki kim ahlaklı?

 Akidesine, kutsalına yapılan hakarete öfkelendiği için mimlenenler mi? Toplumdaki bozulmanın günah keçisi yapılan gençler mi? Yoksa makamını, itibarını korumak için her yanlışı gülümseyerek karşılayan o gri kitle mi?

 Ahlak, ama hangisi?

Yazarın diğer yazıları