YAĞMUR BAŞLADIYSA, ARINMA DA BAŞLAMALI

Türk Devlet Aklı Penceresinden Herkes bekler, biz ilk andan itibaren konuşuruz. Zira biliriz ki; Ülkücü, aynı düşünen, aynı pencereden bakandır. 06 Ekim 2026 tarihli Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşma, yalnızca bugünün siyasi gündemin

Şükrü PORTAKAL Siyasetçi/Yazar

Türk Devlet Aklı Penceresinden

Herkes bekler, biz ilk andan itibaren konuşuruz. Zira biliriz ki; Ülkücü, aynı düşünen, aynı pencereden bakandır.

06 Ekim 2026 tarihli Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşma, yalnızca bugünün siyasi gündemine verilmiş bir cevap olarak okunmamalıdır.

Kürsüden çıkan bazı cümleler, önümüzdeki dönemin siyasi mimarisine ilişkin daha geniş bir çerçeve ortaya koymaktadır.

Belki de en dikkat çekici ifadelerden biri:

“Yürütmede Erdoğan, yasamada MHP; Türkiye’de Cumhur İttifakı, dünyada Türk Asrı.”

Bu cümle, önümüzdeki döneme ilişkin bir siyasi görev paylaşımını tarif etmektedir.

Fakat Türk Devlet Aklı açısından mesele yalnızca kimin nerede duracağı değildir.

Asıl mesele şudur:

Türkiye hangi hedefe, hangi kadrolarla ve hangi devlet kapasitesiyle yürüyecektir?

Bahçeli’nin konuşmasında öne çıkan,

“Geniş elbise eskimez, istişare ile alınan akıl bozulmaz.”

Sözü de aslında bu sorunun anahtarlarından biridir.

Çünkü Türk devlet geleneğinde istişare yalnızca fikir alışverişi değildir.

İstişare; devletin ortak aklıdır.

Meşveret; devletin kendisini yenileme mekanizmasıdır.

Ve ortak akıl; gerektiğinde kendisini düzeltme iradesidir.

YAĞMUR STRATEJİSİ NE ANLATIYOR?

Bugün ortaya konulan “Yağmur Stratejisi”; yasama, yürütme ve yargının kendi alanlarında güçlü fakat uyum içerisinde çalışması, milli kaynak ve kabiliyetlerin seferber edilmesi ve denge-denetim mekanizmalarının işletilmesi ekseninde okunabilir.

Fakat bizim daha önceki yazılarımızda üzerinde durduğumuz bir başka “Yağmur” anlamı daha var:

Arınma.

Yağmur toprağı temizler.

Havayı değiştirir.

Kurumuş zemine yeniden hayat verir.

İşte Türkiye'nin önümüzdeki dönemde ihtiyacı olan meselelerden biri de budur.

Buradaki arınmayı şahıslar üzerinden bir tasfiye çağrısı olarak değil;

Liyakat, ehliyet, devlet ciddiyeti, milli hedeflere bağlılık ve kurumsal sorumluluk bakımından bir yenilenme olarak okumak gerekir.

Çünkü devlet büyümek istiyorsa kadroları da hedef büyütmelidir.

Devletin hedefi 2053 ise, devletin kadro anlayışı da 2053'e göre şekillenmelidir.

AYNI ÜLKÜ, DEĞİŞMEYEN İRADE

Bahçeli'nin bugün kullandığı,

“Aynı ülkü, değişmez irade ve sarsılmaz inançla.” ifadesi de dikkat çekicidir.

Çünkü devlet aklı günü kurtarmakla yetinmez.

Bugünü yönetirken yarını inşa eder.

Türkiye'nin önünde artık yalnızca bir sonraki seçim değil, uzun vadeli bir devlet hedefi bulunmaktadır:

2053.

MHP'nin resmi parti programında da “2053’te Lider Ülke ve Süper Güç Türkiye” stratejik hedefi açıkça yer almaktadır.

Fakat burada benim açımdan önemli bir tarihsel hatırlatma yapmak gerekiyor.

2015'TE SÖYLEDİĞİMİZ İDEAL BUGÜN YENİDEN ÖNÜMÜZE GELİYOR

2015 yılında milletvekilliği adaylığımı açıklarken şu ifadeyi kullanmıştım:

“2023/2053/2071 idealine inanmış bir nefer olarak adaylığımı ilan ediyorum.”

Bu cümle benim için yalnızca bir seçim dönemi ifadesi değildi.

Bir siyasi takvim cümlesi hiç değildi.

Bu sözün arkasında, Türkiye'nin geçmişinden aldığı güçle geleceğe yürümesi gerektiğine ilişkin bir devlet tasavvuru vardı.

Bugün 2053 hedefi yeniden Türkiye'nin gündeminde daha güçlü biçimde konuşulurken, 2015'te söylediğim bu sözün anlamı benim açımdan daha da belirginleşiyor.

Çünkü bazı hedefler bir seçim döneminde ortaya çıkmaz.

Bazı hedefler siyasi konjonktüre göre şekillenmez.

Bazı hedefler bir ülkünün parçasıdır.

Ben 2015 yılında;

2023, 2053 ve 2071 idealine inanmış bir nefer olarak yola çıktığımı ifade etmiştim.

Bugün ise 2053 hedefini yalnızca bir tarih olarak değil, Türkiye'nin devlet kapasitesini, ekonomik gücünü, teknolojisini, savunma kabiliyetini, insan kaynağını ve Türk dünyasıyla ilişkilerini yeniden düşünmesi gereken uzun vadeli bir istikamet olarak görüyorum.

Aradan geçen yıllar, o gün söylediğimiz hedeflerin neden günlük siyasetin ötesinde düşünülmesi gerektiğini bir kez daha gösterdi.

MHP'NİN ÖNÜNDEKİ ROL

İşte bugünkü konuşmayı önemli kılan noktalardan biri de burasıdır.

Bahçeli'nin ifadelerinde MHP'nin yasama alanındaki rolüne özel bir vurgu bulunmaktadır.

Bu çerçevede önümüzdeki dönemde MHP'nin üstleneceği rolün yalnızca siyasi ittifak ilişkileri üzerinden değil;

Yasama kapasitesi, politika üretimi, denge ve denetim, devlet kurumlarının güçlendirilmesi ve uzun vadeli milli hedeflerin Meclis zemininde taşınması üzerinden değerlendirilmesi gerekir.

“Yürütmede Erdoğan, yasamada MHP” ifadesi de bu açıdan okunmalıdır.

Burada dikkat edilmesi gereken husus, bunun yalnızca siyasi bir slogan olarak kalmamasıdır.

Eğer hedef 2053 ise; yasama da 2053'ü düşünmelidir.

Yürütme de 2053'ü düşünmelidir.

Bürokrasi de 2053'ü düşünmelidir.

Eğitim politikası da 2053'ü düşünmelidir.

Ekonomi, savunma sanayii, teknoloji, enerji ve dış politika da 2053 perspektifiyle ele alınmalıdır.

ARINMA OLMADAN HEDEF OLMAZ

Yağmurun bereketinden söz ediyoruz.

Fakat yağmurdan sonra toprağın ne kadar verimli olacağı da önemlidir.

İşte “arınma” meselesi burada karşımıza çıkıyor.

Arınma; devletin kişilere değil kurumlara dayanmasıdır.

Arınma; liyakat ve ehliyetin güçlendirilmesidir.

Arınma; kişisel çıkarların devlet hedeflerinin önüne geçmemesidir.

Arınma; kurumların yeniden güven üretmesidir.

Arınma; Türkiye'nin önündeki büyük hedefleri taşıyamayan anlayışların yerini, geleceği okuyabilen kadroların almasıdır.

Bu nedenle bizim “Yağmur Stratejisi” okumamızın özeti şudur:

Yağmur yalnızca bereket getirmemeli; toprağı da temizlemelidir.

TÜRK ASRI'NA GİDEN YOL

Bugünkü formülün diğer tarafında ise “Türk Asrı” vardır.

Türk Asrı yalnızca bir coğrafya veya tarih söylemi değildir.

Güçlü ekonomi...

Güçlü savunma sanayii...

Teknolojik bağımsızlık...

Enerji güvenliği...

Nitelikli insan kaynağı...

Güçlü devlet kurumları...

Türk dünyasıyla ekonomik ve kültürel bağlar...

Bunların tamamı aynı hedefin parçalarıdır.

Çünkü Türk Asrı;

Türkiye'nin kendi kararlarını kendi verebildiği, kendi teknolojisini geliştirebildiği, kendi ekonomik gücünü oluşturabildiği ve küresel ölçekte söz sahibi olabildiği bir devlet kapasitesini ifade etmelidir.

2053'E GİDEN YOL BUGÜNDEN GEÇİYOR

2053 uzak bir tarih gibi görünebilir.

Ama 2053'ü hedefleyen devletler, hazırlığı bugünden yapar.

2015'te “2023/2053/2071 idealine inanmış bir nefer” olarak ifade ettiğim istikamet de bugün yeniden anlam kazanıyor.

Çünkü hedef değişmedi.

Sadece hedefe giden yolun şartları değişti.

Bugün yapılması gereken; devlet aklını güçlendirmek, kurumları güçlendirmek, liyakati güçlendirmek, milli üretimi güçlendirmek ve geleceği taşıyacak kadroları hazırlamaktır.

2053'te lider ülke ve süper güç Türkiye hedefleniyorsa, bunun hazırlığı 2052'de yapılamaz.

Hazırlık bugün yapılır.

SON SÖZ

Türk devlet geleneği bize şunu öğretmiştir:

Devletler yalnızca güçlü ordularla değil, güçlü akılla yaşar.

Yalnızca büyük hedeflerle değil, o hedefleri taşıyabilecek kadrolarla yükselir.

Yalnızca iktidarla değil, kurumların devamlılığıyla devlet olur.

2015 yılında söylediğim bir söz bugün yeniden önümde duruyor:

“2023/2053/2071 idealine inanmış bir nefer olarak adaylığımı ilan ediyorum.”

O gün bir aday olarak söylediğim bu söz, bugün Türkiye'nin önündeki daha büyük devlet hedefleri açısından yeniden okunabilir.

Çünkü ülküler seçim takvimlerine sığmaz.

Devlet hedefleri günlük siyasetin ötesindedir.

Ve 2053; bir takvim yaprağı değil, bir devlet aklı meselesidir.

Yağmur başladıysa...

Toprağı hazırlamak gerekir.

Kadroları yenilemek gerekir.

Kurumları güçlendirmek gerekir.

İstişareyi büyütmek gerekir.

Ve hedefi kaybetmeden yürümek gerekir.

Çünkü; “Geniş elbise eskimez, istişare ile alınan akıl bozulmaz.”

Ve belki de bugün söylenebilecek en kısa cümle şudur:

2015'te ideal olarak söylediğimiz 2053, bugün devlet hedefi olarak karşımızdadır.

Şimdi mesele, o hedefe hangi akılla, hangi kadrolarla ve hangi devlet kapasitesiyle ulaşacağımızdır.

Yazarın diğer yazıları