YA SEKİZ ÜLKE TEK DEVLET OLSAYDI?

TURAN: Ankara'dan dünyaya uzanan bir güç senaryosu Bir sabah dünya haritasını açtığınızı ve Türkiye'nin artık TURAN adıyla anıldığını düşünün! Başkent Ankara… Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Macaristan, Türkmenistan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tek bir devlet çatısı alt

Şükrü PORTAKAL Siyasetçi/Yazar

TURAN: Ankara'dan dünyaya uzanan bir güç senaryosu

Bir sabah dünya haritasını açtığınızı ve Türkiye'nin artık TURAN adıyla anıldığını düşünün!

Başkent Ankara…

Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Macaristan, Türkmenistan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tek bir devlet çatısı altında birleşmiş. Ortak anayasa, ortak ekonomi, ortak savunma ve ortak dış politika…

Karadeniz'den Akdeniz'e, Anadolu'dan Kafkaslara, Hazar Denizi üzerinden Orta Asya'ya uzanan geniş bir coğrafya…

Peki, sekiz ülke tek devlet olsaydı, dünya güç dengeleri değişir miydi? TURAN; ekonomide, enerjide, savunmada ve dünya ticaretinde küresel bir güç hâline gelebilir miydi?

Önce önemli bir ayrımı belirtelim: Bu yazı, kurulmuş veya kurulması kararlaştırılmış bir devleti anlatmıyor. Sekiz ülkenin gelecekte, halklarının özgür iradesi ve hukuka uygun bir süreçle tek bir egemen devlet çatısı altında birleştiği varsayımsal bir gelecek senaryosunu ele alıyor.

Amacımız, bir ihtimali gerçekmiş gibi sunmak değil; böyle bir birleşme gerçekleşseydi ortaya çıkabilecek fırsatları ve zorlukları değerlendirmek.

COĞRAFYA VE NÜFUS: BÜYÜK BİR POTANSİYEL

Bu senaryoda TURAN, Avrupa'nın içlerinden Anadolu'ya, Kafkasya'dan Hazar Denizi'ne ve Orta Asya'ya uzanan geniş bir alanda yer alırdı. Türkiye'nin stratejik konumu, Azerbaycan'ın Kafkasya bağlantıları, Kazakistan ve Türkmenistan'ın kaynakları, Özbekistan ve Kırgızistan'ın bölgesel konumları, Macaristan'ın Avrupa sanayisiyle ilişkileri ve KKTC'nin Doğu Akdeniz'deki yeri farklı avantajlar sunabilirdi.

2024 verilerine dayanan yaklaşık hesaplamalar, bu sekiz ülkenin toplam nüfusunu 177 milyon civarında gösteriyor. Bu büyüklük, geniş bir iç pazar ve önemli bir insan kaynağı anlamına gelebilirdi.

Ancak coğrafyalar birbirine kesintisiz kara sınırlarıyla bağlı değil. Ulaşım, ticaret ve diplomatik ilişkilerin geliştirilmesi gerekirdi. Üstelik nüfusun büyüklüğü tek başına güç oluşturmaz; eğitim, üretim, teknoloji ve nitelikli istihdamla desteklenmesi gerekir.

EKONOMİ: KAYNAKLARI ÜRETİME DÖNÜŞTÜRMEK

2024 nominal gayrisafi yurt içi hasıla verileri üzerinden yapılan yaklaşık hesaplamalarda, yedi ülkenin ekonomik büyüklükleri toplamı 2,1 trilyon doların üzerindedir. KKTC'nin karşılaştırılabilir verileri bu toplama ayrıca eklenmelidir. Bu rakam, mevcut ekonomilerin yaklaşık toplamıdır; birleşme sonrasındaki ekonomik gücün kesin tahmini değildir.

Varsayımsal bir TURAN, Türkiye'nin sanayi ve hizmet sektörlerini; Kazakistan'ın maden ve enerji kaynaklarını; Azerbaycan ile Türkmenistan'ın enerji potansiyelini; Özbekistan'ın üretim kapasitesini ve Macaristan'ın Avrupa sanayi bağlantılarını ortak bir ekonomik stratejiyle buluşturabilirdi.

Ortak yatırımlar, sanayi bölgeleri ve teknoloji projeleri yeni fırsatlar doğurabilirdi. Fakat ekonomik sistemlerin uyumu, gelir farklılıkları ve yönetim sorunları da çözülmek zorunda kalırdı.

Asıl hedef, ülkelerin ekonomik rakamlarını toplamak değil, bu potansiyeli üretime, istihdama ve vatandaşların refahına dönüştürmek olurdu.

DÜNYA TİCARETİ: KARADENİZ'DEN AKDENİZ'E, ASYA'DAN AVRUPA'YA

TURAN senaryosunun en önemli stratejik başlıklarından biri ticaret yolları olurdu.

Türkiye'nin limanları ve boğazları Karadeniz ile Akdeniz arasındaki deniz bağlantısında önemli bir konum sunarken, Hazar Denizi üzerinden ilerleyen Orta Koridor Asya ile Avrupa'yı birbirine bağlıyor.

Bu koridor, Kazakistan'dan Hazar'a, Azerbaycan'a, Gürcistan üzerinden Türkiye'ye ve Avrupa'ya uzanıyor. Gürcistan bu güzergâhın önemli transit ülkelerinden biri olurdu; ancak senaryodaki sekiz ülke arasında yer almıyor.

Macaristan'ın Avrupa içindeki konumu da ticaret ve sanayi bağlantılarını destekleyebilirdi.

Demir yolları, limanlar, gümrük sistemleri ve lojistik merkezleri ortak bir planla geliştirilirse TURAN, yalnızca malların geçtiği bir güzergâh değil, üretim ve dağıtım merkezi olmayı hedefleyebilirdi.

Bununla birlikte, Türk boğazlarının geçiş rejimi uluslararası hukuk ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi çerçevesinde düzenlenmektedir. Coğrafi konum, uluslararası deniz trafiğini sınırsız biçimde kontrol etme anlamına gelmez.

ENERJİ VE SAVUNMA: GÜÇLÜ OLMAK İÇİN BÜTÜNLEŞMEK

Kazakistan'ın petrol ve maden kaynakları, Azerbaycan'ın enerji üretimi, Türkmenistan'ın doğal gazı ve Türkiye'nin enerji altyapısı, bu varsayımsal devletin stratejik imkânlarını artırabilirdi.

Ancak gerçek enerji gücü yalnızca kaynak sahibi olmak değildir. Kaynakları işlemek, teknoloji geliştirmek, enerji verimliliğini artırmak ve yenilenebilir enerjiye yatırım yapmak da gerekir.

Savunmada da benzer bir tablo ortaya çıkardı. Ortak savunma sanayisi, siber güvenlik, uydu sistemleri ve araştırma merkezleri geliştirilebilirdi. Ancak mevcut orduların kapasitelerini toplamak, kendiliğinden güçlü ve bütünleşmiş bir ordu oluşturmazdı. Ortak komuta, eğitim, teknoloji, finansman ve uluslararası yükümlülüklerin uyumu gerekirdi.

Kalıcı güç, yalnızca kaynakların ve silahların büyüklüğüyle değil; teknoloji, üretim ve kurumların niteliğiyle ölçülür.

BİLİM, TARIM VE İNSAN KAYNAĞI

Geleceğin dünyasında teknolojiyi geliştiren devletler öne çıkacak. Yapay zekâ, yarı iletkenler, siber güvenlik, uzay teknolojileri ve ileri mühendislik alanlarında ortak yatırımlar, TURAN'ın rekabet gücünü artırabilirdi.

Tarım ve gıda güvenliği de aynı ölçüde önemli olurdu. Farklı bölgelerin üretim kapasitesi; akıllı sulama, tarım teknolojileri, gıda işleme ve ortak araştırmalarla desteklenebilirdi. Ancak su yönetimi ve iklim değişikliği gibi sorunlar, sürdürülebilir politikalar gerektirirdi.

Bu hedeflerin gerçekleşmesi, yalnızca siyasi birleşmeye değil; nitelikli eğitime, bilimsel özgürlüğe, öngörülebilir hukuka ve uzun vadeli yatırımlara bağlı olurdu.

ORTAK DEVLETİN EN BÜYÜK SINAVI: ADALET VE YÖNETİM

Sekiz ayrı ülkenin tek devlet hâline gelmesi, ortak bir anayasa ve kapsamlı bir hukuki dönüşüm gerektirirdi.

Başkent Ankara olsa bile bölgelerin nasıl temsil edileceği, yerel yönetimlerin yetkileri, vatandaşlık hakları, vergi sistemi ve kamu kaynaklarının paylaşımı açıkça belirlenmeliydi.

Dil ve kültür farklılıkları da dikkate alınmalı; bütün toplulukların eşit vatandaşlık temelinde temsil edilmesi güvence altına alınmalıydı.

Hukukun üstünlüğü, adil yönetim ve toplumsal rıza sağlanmadan geniş bir coğrafyayı kalıcı biçimde bütünleştirmek mümkün olmayabilirdi.

Çünkü bir devletin gücü, yalnızca merkezî yönetimin otoritesinden değil, vatandaşlarının devlete duyduğu güvenden de doğar.

SONUÇ: TURAN BİR İDEALİN STRATEJİK HESABI

TURAN senaryosu; yaklaşık 177 milyonluk nüfusu, trilyon doları aşan ekonomik tabanı, enerji kaynakları, üretim imkânları ve kıtalar arası ticaret bağlantılarıyla dikkat çekici bir gelecek tasavvuru sunuyor.

Fakat bunların bir araya gelmesi, otomatik olarak süper güç ortaya çıkarmaz. Ekonomik bütünleşme, güçlü kurumlar, teknolojik üretim, adil hukuk, uluslararası güvenilirlik ve vatandaşların refahını esas alan bir yönetim gerekir.

Üstelik böyle bir birleşme, bugün gerçekleşmiş bir siyasi proje değil; çok kapsamlı hukuki, toplumsal ve diplomatik koşullara bağlı varsayımsal bir senaryodur.

Yine de bu düşünce, önemli bir soruyu gündeme getiriyor:

Sekiz ülke tek devlet olsaydı, başkenti Ankara olan TURAN coğrafi büyüklüğünü ekonomik güce, ekonomik gücünü teknolojiye ve bütün bu imkânları küresel etkiye dönüştürebilir miydi?

Cevap, yalnızca haritadaki sınırlarda değil; kurulacak sistemin başarısında saklı olurdu.

Çünkü gerçek süper güç, yalnızca büyük bir coğrafyaya sahip olan değil, sahip olduğu imkânları üretime, adalete, güvenliğe ve refaha dönüştürebilen devlettir.

Yazarın diğer yazıları