avatar

Mehmet SERİN YAZAR

Bul Mehmet’im

Mehmet SERİN

2026-08-24

Doğru nedir?

 

Bilim kurullarının kararı mı? Çoğunluğun kanaati mi? Siyasi iradenin tercihi mi? Yoksa bütün bunlardan bağımsız olarak varlığını sürdüren hakikat mi?

 

Uzlaşı kültürü de bize başka bir yol öğretti: Tarafları birbirine yaklaştırırsak doğruya da yaklaşmış oluruz.

 

Hâlbuki iki yanlışın ortalaması doğru değildir. Bir doğru ile bir yanlışın ortası da hakikatin daha makul hâli sayılamaz.

 

Uzlaşı, hakikati üretmez. Ancak tarafların birlikte taşıyabilecekleri bir karar üretir.

 

İşin tehlikeli tarafı da burasıdır.

 

Çünkü risk dağıtıldıkça kararın doğruluğu artmaz; yanlışın sorumluluğu paylaşılır. Kurul vardır, çoğunluk vardır, uzmanlar vardır, bürokrasi vardır. Herkes aynı kararın etrafında durunca ortaya güçlü bir savunma mekanizması çıkar.

 

Fakat taraftar, hükmü doğru yapmaz.

 

Sadece sahibini yalnızlıktan kurtarır.

 

Demokratik sistem tam da bu yüzden hakikatten ziyade ortalama doğruyu sever. Çünkü ortalama doğru mevcut şartların çocuğudur. Konjonktüre uyar. Kurumları fazla sarsmaz. Siyasi maliyeti dağıtır. Savunulması kolaydır.

 

Hakikat ne özneyi ne şartları tanır.

 

Doğruysa doğrudur, yanlışsa yanlış.

 

İş bundan sonra daha da ciddileşir. Çünkü alınan her karar kendi gününü belirlemekle kalmaz. Oluşturduğu yeni hayat, ardından gelecek kararların ön kabulüne dönüşür.

 

Dünkü taviz bugünün normali olur.

 

Bugünün ortalama doğrusu yarının başlangıç noktası hâline gelir.

 

Böylece bozuk nizam kendi ürettiği vakıayı, bir sonraki kararının delili zannetmeye başlar.

 

İşte doğru böyle ıskalanır.

 

Asıl felaket yanlış yapmak değildir.

 

Yanlışları doğru diye biriktirmektir.

 

Kalkınma, insanın, hayatın ve doğanın dününü heba etmeden yarına yükselerek taşıyan fikir sermayesidir.

 

Henüz doğmamış olanların maslahatını temsil edecek bir seçmen kitlesi yoktur.

 

İktidar da muhalefet de bugünün insanıyla karşı karşıyadır. Bugünün fiyatını, bugünün maaşını, bugünün şikâyetini, bugünün sandığını düşünmek zorundadır.

 

Bu yüzden siyaset bugünün maslahatını korudukça ortalama doğruya yaklaşır; hakikat ise bazen bugünün maslahatını bozarak geleceğin kalkınma zeminini kurar.

 

Ortalama doğrunun hayata nasıl yerleştiğini görmek için buğdaya bakmak yeter.

 

Fiyatın üç temel kuvveti vardır: malın kıymeti, arz-talep dengesi ve malı elinde tutanın bekleme kudreti. Bekleyemeyen satmak zorundadır; bekleyebilen pazarlıkta güç kazanır.

 

Benim medeniyetim bunun için buğdayı daha şehre varmadan yolda karşılamayı doğru bulmaz. Tüccarın, mal pazara ulaşıncaya kadar üreticinin önünü kesip teklif vermesini kerih görür. Çünkü fiyatın daha pazar kurulmadan güçlü olanın elinde şekillenmesine razı olmaz.

 

Önce mal pazara ulaşır. Arz görünür, talep görünür, malın kıymeti görünür.

 

Toplum böyle korunur.

 

Bugün ise buğday lisanslı depoya giriyor. Depolar doldukça ekmek endüstrisinin önünde sürekli bir hammadde kaynağı oluşuyor. Sanayicinin bekleme kudreti artıyor, çiftçinin pazarlık kudreti azalıyor.

 

Ardından buğday senetleşiyor, borsalaşıyor. Tarladaki kıymetinin yanına bir de itibari kıymet ekleniyor.

 

İşte hasta sistemin en büyük iflası budur.

 

Ortalama doğru buğdaydan girer, raftan çıkar. Araya depo girer, senet girer, borsa girer, bekleme kudreti girer, itibari kıymet girer. Her halka kendi şartları içinde makul görünür. Zincir uzadıkça hakikat geride kalır.

 

Gördün mü Mehmet’im?

 

Sen raftaki fiyatı arıyorsun. Hâlbuki yanlış, çoktan buğdayın hayatla kurduğu bağın içinde kalmış.

 

Ortalama doğru öyle bir yol yürümüş ki sonunda çiftçi yorgun, ekmek pahalanmış; fakat yanlışın nerede başladığı görünmez olmuş.

 

Enflasyonu raflarda arama.

 

O senin zihninde doğuyor, rafların arasında keyif yapıyor…

 

Çünkü enflasyon parayı eritmekle kalmaz. Hesabı, ölçüyü, tasarrufu, fizibiliteyi, bedel fikrini ve gelecek hesabını da bozar.

 

Bir süre sonra toplum yapılan esere “Neye mal oldu?” diye sormaz.

 

“Yapıldı mı?” diye sorar.

 

İşte hasta sistemin iflası biraz da budur:

 

Kasayı değil, ölçüyü iflas ettirmek.

 

Hakikat ise başka türlü işler.

 

Delil ister, ispat ister. Delilin yetmediği yerde içtihat ve kıyas, ancak sahip oldukları kuvvet kadar söz sahibi olabilir. Karar, fikrin temel esaslarıyla çatışamaz.

 

Çünkü hakikat milyarlarca ihtimale olta atıp işine gelen sonucu avlamak değildir.

 

Hakikat hayatla muhalefeti azaltır. Doğru hüküm daha sağlıklı bir vakıa üretir; o vakıa da bir sonraki hakikat arayışını daha ciddi, daha zaruri ve daha mümkün hâle getirir.

 

Nizamın görevi doğruyu tayin etmek değildir.

 

Hakikatin aranabileceği zemini korumaktır.

 

Geleceği yok etmenin bedeli konjonktüre yazılamaz.

 

O bedel her zerresine kadar tahsil edilir. Hayat bunu fakirleşen bir sonuçla öder.

 

Çünkü ortalama doğru bugünü idare eder.

 
Hakikat ise yarını inşa eder.

ETİKETLER: konya, postası, gazete, dergi

Mehmet SERİN

Mehmet SERİN YAZAR