GENÇLERİN GELECEĞİ SINAV GÜVENİNE EMANET
Milletin güvenini kaybetmek, ülkenin geleceğini kaybetmektir. Türkiye'nin geleceğini emanet edeceğimiz gençler, bugün hayatlarının en önemli sınavlarından geçiyor. Bir genç yıllarca ders çalışıyor, ailesinin imkânlarını zorluyor, hayallerinden fedakârlık ediyor ve sonunda önüne konulan sınavda birka
Milletin güvenini kaybetmek, ülkenin geleceğini kaybetmektir.
Türkiye'nin geleceğini emanet edeceğimiz gençler, bugün hayatlarının en önemli sınavlarından geçiyor.
Bir genç yıllarca ders çalışıyor, ailesinin imkânlarını zorluyor, hayallerinden fedakârlık ediyor ve sonunda önüne konulan sınavda birkaç puanın, hatta bazen birkaç netin hayatını değiştireceğini biliyor.
İşte tam da bu nedenle sınav sadece sınav değildir.
Sınav, devlet ile genç arasındaki güven sözleşmesidir.
Ve bu sözleşmenin temelinde tek bir kelime vardır:
ADALET.
2026 KPSS'de Şanlıurfa'da yaşananlar kamuoyunun önündedir.
ÖSYM'nin kendi incelemesi sonucunda 150 sınav salonunun 22'sinde, 392 adaya yönelik mevzuata aykırı uygulama tespit edildi ve bu adaylar için eş değer sınav uygulandı.
Burada kimseyi peşinen suçlamak istemiyoruz.
Ancak devletin de milletin sorularını cevapsız bırakmaması gerekir.
Çünkü 392 genç, 392 aile ve yüz binlerce başka aday açısından mesele yalnızca bir sınav değildir.
Şimdi Sayın Bakan'a soruyoruz:
392 kişiye özel olarak eş değer sınav yapılmasının hukuki ve akademik gerekçesi nedir?
Anayasa'nın eşitlik ilkesi bakımından, aynı sınava giren adaylar arasında ortaya çıkan farklı uygulamanın sınav sonuçlarına etkisi nasıl ortadan kaldırılmıştır?
Şanlıurfa için uygulanan bu yöntem hangi objektif kriterlere göre belirlenmiştir?
Yoksa Urfa için özel bir sınav mı düzenlenmiştir?
Bu 392 adayın eş değer sınav sonuçları, 6 Eylül'de sınava giren milyonlarca adayın sıralamasını nasıl etkilemiştir?
Daha da önemlisi;
392 adayın tamamının sonuçları kamuoyuna açıklanacak mıdır?
Bu adayların puan dağılımları, sıralamadaki değişimleri ve ilk sınav ile eş değer sınav arasındaki sonuç farkları şeffaf biçimde ortaya konulacak mıdır?
Ve kamuoyunun bilmek istediği en temel soru:
Bu 392 adaydan kaçının puanı yükseldi, kaçının düştü, kaçının sıralaması değişti?
Bunların açıklanması kimseyi suçlamak değildir.
Tam tersine, devlete olan güveni güçlendirmektir.
BİR BAŞKA SORU DA PUANLAMA SİSTEMİNE
Öğretmenlik sınavlarında yaşanan gelişmeler de kamuoyunun dikkatinden kaçmamalıdır.
2026 MEB-AGS sonuçlarının hesaplanmasında 2025 yılına ait ağırlıkların kullanıldığı ve sonuçların yeniden hesaplandığı ÖSYM tarafından açıklandı.
Burada da gençlerin aklında çok doğal bir soru oluşuyor:
Bir sınavın puanlama sistemi hangi yöntemle oluşturuluyor ve kamuoyu bu yöntemi neden bütün ayrıntılarıyla bilmesin?
Düşük net yapan bir aday nasıl yüksek puan alabiliyor?
Yüksek net yapan bir aday neden beklediği puanı alamayabiliyor?
Sınav derecelendirmesi hangi bilimsel ve istatistiksel yöntemle yapılıyor?
Standart sapma, test ağırlıkları, ham puan ve nihai puan arasındaki ilişki kamuoyuna neden açık ve anlaşılır biçimde anlatılmıyor?
Bir adayın kaç netle kaç puan aldığı, aynı neti yapan başka bir adayın neden farklı puan aldığı ve sıralamanın hangi matematiksel yöntemle oluşturulduğu herkesin anlayabileceği şekilde açıklanmalıdır.
Çünkü burada söz konusu olan sadece matematik değildir.
Bir gencin geleceğidir.
YÖK BAŞKANI'NA DA SORUYORUZ
Yükseköğretim sistemi ile öğretmen yetiştirme sisteminin geleceği açısından YÖK Başkanlığı da bu tartışmanın dışında kalmamalıdır.
Türkiye'de yıllarca eğitim gören, üniversite bitiren, öğretmen olabilmek için yeniden sınava giren gençlerimizin;
“Ben hakkımı gerçekten eşit bir yarışta mı arıyorum?” sorusuna gönül rahatlığıyla “Evet” diyebilmesi gerekir.
Çünkü öğretmen yalnızca ders anlatan insan değildir.
Öğretmen, gelecek nesillerin mimarıdır.
Bugün sınav sistemine güvenmeyen bir gençten, yarın öğrencilerine adalet duygusunu anlatmasını bekleyemeyiz.
ADALET DEVLETİN TEMELİDİR
Devletin gücü yalnızca kurumlarının büyüklüğüyle ölçülmez.
Devletin gücü, vatandaşının hakkının korunacağına duyduğu güvenle ölçülür.
Bir öğrenci;
“Çalışırsam başarırım.”
Bir öğretmen adayı;
“Hakkımı alırım.”
Bir üniversite mezunu;
“Netlerim doğru değerlendirilir.” diyebiliyorsa devlet güçlüdür.
Ama gençlerin zihninde;
“Acaba benim hakkım yenildi mi?” sorusu oluşuyorsa, burada yalnızca sınav sistemini değil, devlete duyulan güveni konuşmamız gerekir.
GENÇLER GELECEĞİMİZDİR
Ben buradan Sayın Bakan'a, YÖK Başkanlığı'na ve özellikle ÖSYM Başkanlığı'na açıkça soruyorum:
Sınav sistemine güveni nasıl yeniden ve daha güçlü şekilde tesis edeceksiniz?
392 kişiye uygulanan eş değer sınavın bütün sonuçlarını kamuoyuna açıklayacak mısınız?
Bu sınavın diğer adayların sıralamasına etkisini açıklayacak mısınız?
Puanlama sisteminin bütün matematiksel yöntemini şeffaf biçimde ortaya koyacak mısınız?
Düşük netle yüksek puan, yüksek netle beklenenden düşük puan gibi görünen sonuçların hangi bilimsel yöntemle ortaya çıktığını kamuoyuna anlatacak mısınız?
MEB-AGS'de yanlış ağırlıkların kullanılmasına yol açan sistemsel hatanın nasıl meydana geldiğini ve tekrar etmemesi için hangi tedbirlerin alındığını açıklayacak mısınız?
Ve en önemlisi:
Gelecek nesillerin mimarı olacak öğretmenlerimizin sınav sistemine duyduğu güven kaybını nasıl telafi edeceksiniz?
Ben, Şükrü Portakal, bu soruları şahsım adına değil; çocuğunun geleceği için fedakârlık yapan anne-babalar, gece gündüz ders çalışan gençler, öğretmen olma hayali kuran üniversite mezunları ve Türk Milleti adına soruyorum.
Çünkü mesele bir kişinin puanı değildir.
Mesele bir sınavın sonucu da değildir.
Mesele, devletin adaletine duyulan güvendir.
Unutmayalım:
Adalet devletin temelidir.
Gençler geleceğimizdir.
Geleceğimiz ise gençlerin ellerindedir.
Ve gençlerin geleceğini emanet edeceğimiz sistemin ilk şartı şudur:
Herkes için eşit sınav, herkes için eşit ölçü, herkes için adalet.