BAROLARDA TÜRK RÜZGÂRI!
Barolar kimin arka bahçesi olmaktan kurtuldu? Sandık konuştu! Barolarda dengeler tartışılıyor, hukuk dünyasındaki ideolojik hesaplaşmalar yeniden gündeme geliyor. Peki, değişen yalnızca başkanlar mı, yoksa baroların yönetim anlayışı da mı değişiyor? Konya’dan Ankara 2 No’lu Barosu’na, İstanbul’dan İ
Barolar kimin arka bahçesi olmaktan kurtuldu?
Sandık konuştu! Barolarda dengeler tartışılıyor, hukuk dünyasındaki ideolojik hesaplaşmalar yeniden gündeme geliyor. Peki, değişen yalnızca başkanlar mı, yoksa baroların yönetim anlayışı da mı değişiyor?
Konya’dan Ankara 2 No’lu Barosu’na, İstanbul’dan İzmir’e uzanan seçim sonuçları, hukuk dünyasında yeni bir tartışmanın kapısını araladı. Türk milliyetçisi avukatların ortaya koyduğu irade ve farklı barolardaki seçim sonuçları, şimdi dikkatle değerlendirilmesi gereken bir tablo oluşturuyor.
Ancak asıl mesele, koltukların el değiştirmesi değil; baroların hangi anlayışın etkisinden kurtulduğu ve bundan sonra hangi ilkelere bağlı kalacağıdır.
Barolar bir siyasi merkezin değil, hukukun ve savunma hakkının çatısı olmalıdır. Çünkü hukuk, belli bir grubun elinde güç aracına dönüştüğünde yalnızca mesleki bağımsızlık değil, toplumun adalet duygusu da zarar görür. Öyleyse soruyu açıkça soralım: Barolar kimin arka bahçesi olmaktan kurtuldu?
2016 yılında Konya’da yükselen ses Fetö’den, bugün ise Pkk destekçilerinin, bilumum illegal yapıların arka bahçesi olmaktan kurtulmuştur.
Bu sorunun cevabı, yalnızca seçim gecesi ortaya çıkan sonuçlarla verilemez. Yeni yönetimlerin hangi ilkelerle hareket edeceği, hangi meseleler karşısında nasıl tavır alacağı ve adaleti herkes için aynı ölçüde savunup savunmayacağı belirleyici olacaktır. Sandık, yönetimi belirler; yönetimin niteliğini ise ortaya koyduğu icraat gösterir.
Burada Türk töresini hatırlamak zorundayız. Çünkü Türk devlet geleneğinin temelinde adalet anlayışı vardır. Töre, keyfiliğin değil ölçünün; imtiyazın değil hakkaniyetin, gücün değil adaletin üstün tutulmasıdır. Töreyi yalnızca geçmişten kalan bir gelenek olarak görmek, onun özünü anlamamaktır. Töre, toplumun düzenini ve insan ilişkilerini hak, sorumluluk ve adalet ölçüsüyle değerlendiren bir anlayıştır.
Töre, adalettir. Adalet, devletin temelidir.
Türk töresinde güçlü olmak, istediğini yapabilmek anlamına gelmez. Asıl güç, haklıdan yana durabilmek ve gerektiğinde kendi tarafının yanlışına da karşı çıkabilmektir. Bu ölçüyü barolara taşıdığımızda karşımıza son derece önemli bir ilke çıkar: Hukuk, kimliğe ve siyasi yakınlığa göre değişemez. Bir düşünceyi savunanın da ona karşı çıkanın da hakkı, hukuk önünde korunmalıdır.
Türkiye'nin terörle mücadelesi de bu çerçevenin dışında değildir. Terör örgütlerinin şiddetini meşrulaştıran veya terör propagandası yaptığı somut delillerle ortaya konulan tutumlar hukuk içinde değerlendirilmelidir. Ancak herhangi bir kişiyi ya da grubu, yalnızca siyasi görüşü veya kimliği nedeniyle terörle ilişkilendirmek de adalet anlayışıyla bağdaşmaz. Mücadele kararlılıkla yürütülmeli; hukuk, delil ve adil yargılanma ilkeleri korunmalıdır.
Türk milliyetçisi avukatların baro seçimlerindeki varlığı ve aldıkları sonuçlar bu nedenle dikkatle değerlendirilmelidir. Millî hassasiyetleri savunmak, Türk milletinin değerlerine sahip çıkmak ve terör karşısında tavır almak meşru bir siyasi ve toplumsal duruştur. Fakat bu duruşun gerçek gücü, yalnızca söylemde değil, adaleti herkese eşit uygulama kararlılığında ortaya çıkar.
Konya’da mevcut Başkan Oktay Unkur yeniden seçildi. İzmir’de Cumhuriyetçi Avukatlar Grubu’nun adayı Serhat Sökmen başkanlığı kazandı. İstanbul’da Ümit Kocasakal seçimden galip çıktı. Ankara 2 No’lu Barosu’ndaki sonuçlar da ayrıca değerlendirilmesi gereken bir tablo ortaya koydu. Bu seçimlerin her biri kendi adayları, seçmen iradesi ve yerel dinamikleri içinde okunmalıdır. Sonuçları tek bir siyasi etiket altında toplamak yerine, baroların hangi yönde değiştiğini somut tutumlar ve icraatlar üzerinden izlemek gerekir.
Asıl beklentimiz, baroların mesleki sorunlara eğilen, avukatların haklarını savunan, hukuksuzluk karşısında sessiz kalmayan ve hiçbir siyasi merkezin talimatıyla hareket etmeyen kurumlar olmasıdır. Bir baronun millî hassasiyetleri güçlü olabilir; bir başkası farklı bir hukuk ve toplum anlayışını benimseyebilir. Ancak hiçbirinin adalet terazisini kendi siyasi çevresine göre ayarlama hakkı yoktur.
Çünkü mesele yalnızca kimin arka bahçesi olmaktan kurtulunduğu değildir. Mesele, bir arka bahçeden çıkıp başka bir arka bahçeye girilmemesidir. Mesele, hukukun siyasetin gölgesinden çıkarılarak kendi bağımsız zeminine oturtulmasıdır.
Barolarda Türk rüzgârı esiyorsa, bu rüzgârın kalıcılığını belirleyecek olan yalnızca seçim sonuçları olmayacaktır. Töreye bağlılık, adalete sadakat, mesleki bağımsızlık ve hukukun üstünlüğü belirleyici olacaktır.
Türk töresinin terazisinde makamın değil hakkın, gücün değil adaletin ağırlığı vardır.
Baroların gerçek sınavı şimdi başlıyor. Sandıktan çıkan irade, adaletin kapısını herkese eşit açabiliyor mu? Hukuk, siyasi kimliğe göre değil hak ve delillere göre mi uygulanıyor? Yeni yönetimler, kendilerinden farklı düşünenlerin hakkını da aynı kararlılıkla savunabiliyor mu?
Bu soruların cevabı, baroların geleceğini belirleyecek.
Barolarda Türk rüzgârının kalıcılığı, kimin kazandığıyla değil, adalet karşısında kimin nasıl durduğuyla ölçülecektir. Çünkü töre adaletse, adalet de herkes için adalet olmalıdır. Baroların gerçek bağımsızlığı, bir arka bahçeden çıkıp başka bir arka bahçeye girmemekten geçer.