BİR MİLLETİN KADERİ DEĞİŞTİ: YAŞASIN CUMHURİYET!

Bir millet düşünün… Vatanı işgal edilmiş, başkenti esaret altına alınmış, geleceği belirsizliğe sürüklenmiş. Ama inancını, bağımsızlık iradesini ve hür yaşama kararlılığını kaybetmemiş. İşte Türkiye Cumhuriyeti, böyle bir mücadelenin içinden doğdu. Cumhuriyet’e giden yol, yalnızca bir yönetim biçimi

Şükrü PORTAKAL Siyasetçi/Yazar

Sesli okuma yapay zekâ ile üretilmiştir.

Bir millet düşünün…

Vatanı işgal edilmiş, başkenti esaret altına alınmış, geleceği belirsizliğe sürüklenmiş. Ama inancını, bağımsızlık iradesini ve hür yaşama kararlılığını kaybetmemiş.

İşte Türkiye Cumhuriyeti, böyle bir mücadelenin içinden doğdu.

Cumhuriyet’e giden yol, yalnızca bir yönetim biçiminin değişmesi değil; Türk milletinin kendi kaderine sahip çıkma mücadelesidir.

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Osmanlı Devleti ağır bir yenilgi yaşadı. Mondros Mütarekesi sonrasında Anadolu’nun çeşitli bölgeleri işgal edildi. İstanbul, İtilaf Devletlerinin kontrolü altına girdi. Türk milletinin geleceği hakkında kararlar alınırken milletin iradesi yok sayılıyordu.

Ancak tarih, milletlerin yalnızca düştükleri günlerle değil, yeniden ayağa kalktıkları günlerle de yazılır.

19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışı, Millî Mücadele’nin yeni bir safhasını başlattı.

Amasya’da milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararlılığının kurtaracağı ilan edildi.

Erzurum ve Sivas kongrelerinde millî irade etrafında birleşme kararlılığı ortaya konuldu.

23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. Artık mücadele, milletin temsilcileri aracılığıyla yürütülüyordu. Ankara’da yükselen irade, işgale karşı direnişin ve bağımsız bir devlet kurma hedefinin merkezi hâline geldi.

Sakarya’da verilen mücadele,

Büyük Taarruz ve 30 Ağustos 1922’de kazanılan zafer, bağımsızlık yolunun dönüm noktaları oldu.

1 Kasım 1922’de saltanat kaldırıldı. 24 Temmuz 1923’te Lozan Barış Antlaşması imzalandı.

13 Ekim 1923’te Ankara başkent oldu.

Ve 29 Ekim 1923…

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan anayasa değişikliğiyle devletin yönetim şekli cumhuriyet olarak ilan edildi. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı seçildi. Meclis’te yükselen “Yaşasın Cumhuriyet!” sesleri, yeni bir dönemin başlangıcını duyurdu.

Cumhuriyet, işte böyle bir tarihî yürüyüşün sonunda doğdu.

Cumhuriyet; egemenliğin millete ait olması, devlet yönetiminin millet iradesine dayanması ve vatandaşların hukuk karşısında eşitliği idealidir. Meydanları, yalnızca bayramlarda meydanları doldurmakla değil; hukuku korumakla, adaleti güçlendirmekle, bilime ve eğitime değer vermekle, üretmekle ve gelecek nesillere daha güçlü bir ülke bırakmakla mümkündür.

Bugün bize düşen görev, geçmişin fedakârlıklarını hatırlarken geleceğin sorumluluğunu da taşımaktır. Farklı düşüncelerimizi milletimizin ortak geleceği etrafında konuşabilmek, devletimizin kurumlarına güveni güçlendirmek ve Türkiye’nin bağımsızlığını her şartta korumak bu sorumluluğun ayrılmaz parçalarıdır.

Cumhuriyet, geçmişten devraldığımız bir emanet olduğu kadar, geleceğe karşı taşıdığımız bir sorumluluktur.

Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Millî Mücadele’nin bütün kahramanlarını, aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun!

Yaşasın bağımsız Türkiye!

Yaşasın Türk milletinin egemenliği!

YAŞASIN CUMHURİYET!

Yazarın diğer yazıları